Tunus’ta neler oluyor?

Bir tarafta janjanlı isimler verilmiş devrim söylemleri (twitter, facebook devrimi gibi), bir tarafta komplo teorileri ama hiç kimsenin red edemeyeceği bir gerçek var ortada: Tunus’ta ulusalcı devletlerin başa getirdiği ve son ana kadar desteklediği diktatör rejimin yolsuzluk ve baskısından ve dünya çapındaki ekonomik kriz ile oluşan işsizlikden bunalan insanlar sonunda isyan etti. Teknoloji ile küçülen, birbirine yakınlaşan dünyamızda şoven söylemler, silah ve şiddete dayalı baskı ile insanları yönetmenin imkanı kalmamıştır. İnsanlar internet ve televizyon sayesinde dünyayı görmekte, daha fazla demokrasi, özgürlük, adalet ve refah talep etmektedir. Ulusalcı sistemler artık bu talepler karşısında çaresiz kalmakta ve çökmektedir. Bu diktatörlükleri oraya yerleştiren ulusalcı devletler o kadar çaresiz durumdalar ki, son ana kadar Tunus’a askeri müdahaleden bahseden Fransa, Bin Ali’yi kendi ülkesine kabul bile edememiştir.

Dünya değişmektedir, bunu algılayıp ona göre politika geliştirebilenler geleceğin dünyasında yer alabilecektir. Diğerleri için üzgünüm. Dili, dini, rengi farklı ama amacı barış ve iyilik olan tüm kardeşlerimin Allah yardımcısı olsun.

Ulusalcılığın geleceği–The End

Öncelikle geçen hafta sonu ABD’de ulusalcı ‘çay partisi’ sempatizanı eski bir asker tarafından gerçekleştirilen katliamda şehit olan kardeşlerimiz için Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimiz için de acil şifalar dilerim. Tek suçları ulusalcılar tarafından hor görülen insanlara sağlık hizmeti verilmesini sağlamaktı. Bu arada bir hafta boyunca yüzlerinde büyük bir gülümseme ile “Ne oldu? Seninkileri vurmuşlar” diyen eski ulusalcı arkadaşlara tek bir sözüm var: Zalimlerden korkuyor olsaydım, barış dünyasını savunmaz, ulusalcı kalırdım.

Ulusalcılığın nereye doğru gittiğini gösteren bir çalışmanın haberini aşağıda bulabilirsiniz:

TÜRKİYE İÇİN MÜTHİŞ KEHANET

Yeni dünya düzeninde Batı, Sanayi Devrimi öncesine dönecek…

Dünyanın ikinci en büyük finansal danışmanlık servisi İngiltere merkezli PwC (PricewaterhouseCoopers), Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl içinde dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan G7 ülkelerini geride bırakacağını yazdı. Türkiye’yi Brezilya, Çin, Rusya, Hindistan, Endonezya ve Meksika’nın içinde bulunduğu ‘yükselen ekonomiler’ grubu (E7) içinde gösteren PwC’nin raporuna göre, E7 ülkeleri 2020 yılından önce G7 ülkelerini geçecek.

YENİ DÜNYA DÜZENİ OLUŞACAK”
“2050 yılında Dünya” adlı raporda PwC, E7 ile G7 ülkelerinin ekonomik verilerini karşılaştırarak, bu ülkelerin içinde bulundukları ekonomik durumu ve gelecekteki öngörüleri dikkate aldı. Gayrisafi yurtiçi hasılası ve satın alma paritesine göre E7 ülkelerinin 10 yıl içinde dünyanın en gelişmiş ülkelerini yakalayacağına dikkat çekildi. Dünyanın ekonomik gelişmişliğinin Avrupa’dan Asya’ya kaydığına dikkat çekilen rapora göre, satın alma paritesine göre Çin ABD’yi 2018 yılında, gayrisafi yurtiçi hasılası oranında ise 2037 yılında geçecek. Raporda küresel ekonomik krizin kalkınmayı Batı’dan, yükselmekte olan ülkelere kaydırdığını, 2050 yılından önce yeryüzünde yeni bir dünya düzeninin oluşacağının altı çizildi.

TEK TEK SOLLAYACAK!
Raporda, “Gelişmekte olan bazı ülkeler kendi potansiyellerini görmekte ve kullanmakta başarısız olurlarsa, o zaman bu tarihler değişebilir” denildi. Rapordaki istatistiklerde dünyanın en gelişmiş ve refah ülkesi olarak bilinen Kanada ile karşılaştırılan Türkiye’nin, gayrisafi yurtiçi hasılası ve satın alma gücü paritesine göre bu ülkeyi 2020 yılında geride bırakacağı öngörülüyor. Bu kriterlere göre, Endonezya İtalya’yı 2030 yılında, Meksika Fransa’yı 2028 yılında, Brezilya İngiltere’yi 2013 yılında, Rusya Almanya’yı 2014 yılında, Hindistan’ın ise Japonya’yı 2011’de geride bırakacak.

BATI’DA SANAYİ DEVRİMİ ÖNCESİNE DÖNÜŞ!
Dünyanın en gelişmiş 7 ülkesi arasında bulunan İngiltere’nin, önümüzdeki yıllarda 10.sıraya düşmesi tahmin ediliyor. Nijerya ve Vietnam’ın önümüzdeki dönemlerde E7 ülkeleri arasına girebileceği öngörülüyor. Raporla ilgili görüşlerini aktaran PwC’nin baş ekonomistlerinden John Hawksworth, “Gelişmekte olan ülkeler, 18. yüzyılda gerçekleşen ve ekonomik gelişmişliği Asya’dan Avrupa’ya taşıyan Sanayi Devrimi öncesine dönüyor. Bu değişim, iş dünyası için hem yeni fırsatlar hem de yeni zorluklar doğuracak” dedi.