Öğrenme Laboratuvarı

Organizasyonunuzun Esas Başarı Teorisi Nedir?

Günümüzün organizasyonlarında, yöneticiler devamlı olarak yeni meydan okumalar ve artan performans beklentileri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Aynı zamanda organizasyonel problemleri çözeceğine, genel performansı arttıracağına söz veren metod, araç ve fikirler tarafından borbardımana tutulmaktadırlar. İnatçı problemlere çözüm bulamayan yöneticiler, bu yeni teknik ve kolay çözüm öneren yaklaşımların cazibelerine kapılabilirler. Fakat en son moda yöntemi denediklerinde, rahatlamanın geçici olduğunu, aynı sorunların daha sonra, belki organizasyonun başka bir yerinde, tekrar yüzeye çıktığını görürler.

Yöneticilerin, çoğu zaman bu sorun giderici yöntemlerin başarı ve başarısızlıklarından ders çıkaracak zaman veya sistemleri olmamaktadır. Bunu sonucunda organizasyonlar geçici bir rahatlamanın ardından aynı problemlerin geri dönmesi şeklinde bir şablon ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Hatta çözümlerden biri kalıcı başarı bile sağlasa, yöneticiler o yöntemin neden başarılı olduğunu bilememektedirler.

Bir yöntemin başarısı hakkında, çoğu yönetici başarıda kritik olduğunu düşündüğü bireysel etkenlerden bahseder. Bu, birbirleri ile ilişkili yapılar yerine bireysel etkenlere odaklanmak “geleneksel iş düşüncesi” olarak adlandırılmıştır. Aslında bir çok şirket, başarı hakkındaki düşüncelerini önemli vasıf ve ehliyetlerin kullanılması olarak formüle etmektedirler, parçaların birbirleri ile olan bağlantılarını göz ardı etmektedirler. Örneğin; şirketler organizasyonlarını geliştirmeye kritik başarı etmenlerini listeleyerek başlarlar. Bir amaç belirlerler (örneğin endüstri liderliği) ve sonra yönetimin bu amaca ulaşmak için gerekli gördüğü etmenler listelenir. Daha sonra bu liste öncelik sırasına göre dizilir ve en öncelikli olanı, en özel ekibe görev olarak verilir. Bu liste bazlı yaklaşım çeşitli sorunlara neden olur. Öncelikle “böl ve başar” stratejisinde insanlar etmenlere ayrı ayrı odaklanırlar. Buradaki tehlike etmenler arasındaki ilişkinin gözden kaçırılmasıdır. Örneğin; bir pazarlama departmanı, üretim ve müşteri hizmetlerini büyük bir satış kampanyası hakkında uyarmayabilir.

Başka bir problem ise yönetim ilk hedefte istenilen başarı sağlandığında buraya ayrılan kaynağı azaltıp bir sonraki hedefe kaynak aktarabilir. Diğer hedeflerde başarıya ulaştığında bu sefer ilk hedef kaynak yetersizliğinden kötüye gitmeye başlar ve yine birinci hedefe kaynak aktarmak zorunda kalırız.

Yöneticiler, başarı için gerekli etmenlerin nasıl birbirleri ile bağlantılı olduğuna dair bir teori geliştirmedikleri sürece tecrübelerinden kazandıkları verileri, gelecekte atacakları adımlara yol gösterici olarak kullanamazlar. Ne yazık ki pek çok organizasyon sorunlarını çözmek için organizasyonlarının operasyonlarına ait kendi teorilerini geliştirmek yerine başka insanların teori ve yaklaşımlarını kullanmaktadırlar. Sistem düşüncesi ve öğrenen organizasyon, şirketlere kendi teorilerini geliştirmek ve uygulamak için gerekli araç ve metodları sağlamaktadır.

Malesef iş dünyasında teorinin önem ve gücüne çok az saygı duyulur. Teori, daha çok üniversitelerde kullanılan, gerçek dünyadan kopuk olarak görülür. Bu yüzden yöneticiler teoriyi çok akademik görüp, pragmatik iş dünyası ile ilgisi olmadığını düşünerek göz ardı ederler. Oysa teorinin sözlük manası: “sistemli bir biçimde düzenlenmiş, çok geniş bir alanda uygulanabilen, özellikle tahmin sisteminde, kabul edilmiş prensiplerde ve analiz, tahmin için oluşturulmuş prosedür kurallarında kullanılan bilgilerin bütünü”. Buradan da görüleceği üzere teori tamamiyle akademik bir kavram değildir.

Teorinin bu tanımını kullanarak diyebiliriz ki uzun ömürlü, başarılı bir organizasyon yaratmak için, yöneticilerin, tahmin sistemini, kabul edilmiş prensipleri ve geçmiş deneyimlerini anlayıp geleceği tahmin edebilen prosedürsel kuralları temsil eden sistematik olarak organize edilmiş bilgi zemini geliştirmelidirler. Bu sayede teori geliştirme ile organizasyonumuzu daha iyi anlayabilme ve geleceği daha iyi tahmin etme yeteneğine sahip olabiliriz. Diğer bir deyişle teori geliştirme başarılı bir işletme için herşeydir.

Teori İnşası: Etmenlerden Döngülere Geçiş
Sorumluluk sahibi liderler kendilerine şunu sormalı: “Organizasyonumuzun gelecekteki başarısını sağlayacak hangi iyi teorilere sahibiz?” Daha açık olarak organizasyonunuzu başarıya götüren teorileri açıkça belirtmelisiniz ve bu başarı için gerekli kritik unsurlara yatırım yapmalısınız. Sistem düşüncesi perspektifinden bakarsak, esas başarı teorisine sahip olmak bireysel başarı unsurlarının ötesinde organizasyonunuzda başarıyı getiren mekanizmaları yaratan bağlantıları görmektir.

Örneğin, elimizde başarı unsurları listesi olduğunda, her başarı unsurunun kuvvetlendirici döngü ile nasıl bağlantılandığını belirleyebiliriz. Örneğimizdeki anahtar başarı döngüsü gösteriyor ki istenen mal ve servisleri arttırır isek gelirleri ve dolayısıyla yatırım için gerekli parayı arttırırız. Yatırıma daha çok para ile daha teknik yetenekler elde edebilir ve daha çok talep edilen mal ve hizmetler üretebiliriz (R döngüsü).

Teori formülasyonumuzu unsurlardan döngülere kaydırmamız birçok nedenden önemlidir. Öncelikle, anahtar başarı unsurlarının kendi kendilerini idame ettirebilen bir mantıksal zincirden düşünmemize zorlar. İkinci olarak, vurgumuzu faktörden daha geniş bir arabağlantı setine kaydırmamızı sağlar. Üçüncü olarak, her anahtar başarı faktörümüzü anahtar başarı döngümüze yerleştirerek başarı faktörleri arasındaki bağlantıyı görebiliriz. Bu yaklaşım, dünya bakışımızı en düşük düzey analiz olan faktörleri görmekten, organizasyonel sistemimizin temel yapı bloğu olan döngülere kaymamızı gerektirir.

Arabulucu Model olarak Teori
Açık bir başarı teorisinin olması, organizasyonun devamlı olarak planlanan adımların, şirketin genel başarısına pozitif veya negatif etkisi olduğunu test eder. Peki o zaman başarı teorisi, öğrenen organizasyon içinde neye benzemektedir?

Böyle bir esas başarı teorisi, beraber çalışan insanlar arasındaki ilişkinin kaltesinin (yüksek takım ruhu, karşılıklı saygı ve güven) ve düşünce kalitesinin (bir mesele hakkında çok yönlü düşünebilme ve daha fazla ve değişik perspektif paylaşabilme) gelişmesini sağlar. Düşünce seviyesi arttığında, eylemlerin kaliteside gelişecektir (daha iyi planlama, mükemmel koordinasyon ve yüksek bağlılık). Dolayısıyla sonuçların kaliteside yükselir. Takım olarak yüksek kaliteli sonuçlar elde etmek, ilişkilerin kalitesine pozitif etki yapacaktır. Bu da çok daha iyi sonuçlar için bir döngü meydana getirecektir.

Bu tür sistematik teorideki önemli nokta; başarının, döngüyü oluşturan bireysel etmenlerin birinden kaynaklanmadığı, aslında döngünün kendisinden geldiğidir. Bütün etmenler teorinin düzgün çalışması için önemlidir, çünkü bir tanesinin düzgün çalışmaması durumunda kuvvetlendirici etki meydana gelmez. Eğer bu başarı teorisinin organizasyonumuza uygun olduğuna inanırsak, bu döngü içerisindeki parçaların nasıl çalıştığına ve birbirlerini nasıl etkilediğine daha fazla dikkat ederiz.

ÖĞRENEN ORGANİZASYONDA 5 DİSİPLİNİNİN UYGULANMASI
Öğrenen organizasyonun beş disiplininin uygulanması, şirketimizin esas başarı teorisinin kalitesinin arttırılmasına yardımcı olacaktır. Aslında şemada her bir disiplinin bir elementi etkilediği görülsede gerçekte her disiplin birden fazla elementi etkilemekte ve ayrıca birbirlerine de tesir etmektedirler.

İLETİŞİM: TAKIMCA ÖĞRENME
İletişim yeteneklerinin geliştirilmesi genellikle daha iyi anlatım yolları öğrenme manasına gelir. Takımca öğrenme ise “DIYALOG” ve “SORGULAMA” ile tartışmalarda dengeleyici olacak tam, açık ve çeşitli iletişim kanalları geliştirmektir. Diyaloğu kullanmak takım üyelerinin perspektiflerini özgür ve dürüstçe ortaya koymalarını sağlar. Bu tür iletişimler daha büyük saygı ve güven ve dolayısıyla daha yüksek bir ilişki kalitesini sağlar

DERİN DÜŞÜNME (REFLECTION): ZİHİNSEL KALIPLAR/MODELLERİMİZ
Zihinsel kalıplar konsepti, liderlere istedikleri sonuçları elde etmek için gerekli alışkanlıkların farkına varmalarını sağlar. İçebakış ile yöneticiler, organizasyonlarının içine hapis olduğu verimsiz davranışlardan kurtarabilirler. Böylece takımlarının düşünce kalitelerini büyük oranda geliştirebilirler.

PLANLAMA: SİSTEM DÜŞÜNCESİ
İyi bir planlama, organizasyonun davranışını belirleyen altyapıyı çok iyi anlamayı gerektirir. Sistem düşüncesi, yöneticilerin bu altyapıyı modellemesi için gerekli araçları sağlayacaktır. Bu sayede çeşitli senaryoları çalıştırarak, en sağlam eylem planını bulmalarına yardımcı olur.

VİZYON : KİŞİSEL USTALIK VE PAYLAŞILAN ORTAK VİZYON
Vizyon yeteneği, oluşturmak istediğiniz sonuçları resmetme kapasitenizi geliştirir. Kişisel Ustalık ve Paylaşılan Ortak Vizyon insanların gerçekten neyi önemsediklerini belirlemelerine yardım eder. Bu belirleme önemlidir çünkü sonuçlar konusunda emin olduğunuzda ve önemsediğinizde, gerçekleşmeleri için kendinizi adayabilirsiniz.

(Yazar: DANIEL H. KIM, Systems Thinker)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir