Öğrenen Organizasyonun Ruhu

‘Excalibur’ filminin bir sahnesinde Merlin, Kral Arthur’a dünyadaki en önemli şeyin ne olduğunu sorar. Aldığı cevap “DÜRÜSTLÜK” olur. “Dürüstlük en önemli şeydir. Eğer bir insan yalan söylerse, dünyanın bir parçasını da öldürür” der.
Dürüstlüğü yaşadığımızda, gerçekten canlı olduğumuzu hissederiz. Fakat yalan ile yaşamaya başladığımızda, çevremizdeki herşeyi de öldürmeye başlarız. Bir çok insan, organizasyonunda, devletinde, çevresinde karşılaştığı tekrar eden problemlerin ve kısıtlamaların nedeninin bağlanmışlığımızın gerçeği ile yüzleşmek yerine, bir yalanı yaşamaya devam etmemiz olduğunu kabul etmeye başladı.
İnsan ilişkilerinin bir makina gibi parçalarına ayrılabileceği söylencesi yerini herşeyin bütünlüğünün idraki ve hepimizin çevremizdeki herşey ile birbirine bağlantılı olduğunun farkına varmamız gerekliliğine bıraktı. Eğer yaşamımızı dürüstlük üzerine kurarsak, öğrenme yolculuğumuz bir uyanış süreci haline gelebilir.

Dürüstlük Taahhütü
Kaçımız dürüstlük taahhütümüzü rahatça iş hayatımıza da genişletebiliyoruz? Ne kadar açıkyürekli olabiliyoruz? Özellikle şirket politikasından farklılık gösteriyor ise doğrularımızı söyleme konusunda korkuya kapılırız. Herkesin kendi doğrularını seslendirmeleri durumunda oluşacak ihtilafı bastırmak için iyi bir nedenimizin olduğunu varsayarız; o da böyle bir durumda, kaosun oluşacağı ve hayatımızdaki düzenin sona ereceği hissidir.

Öğrenen organizasyonlarda, paylaşılan bir vizyon oluşturma kişisel ustalıktan (farkındalıktan) geçer. Kişisel ustalık ise güncel gerçekler hakkında dürüst olmaktır. Dürüstlük; nerede olduğumuz, neye inandığımız hakkında açık bir fikir sahibi olmamızı sağlar. Bu da bize, gerçekten istediğimiz şeye ulaşmak için yaratıcı bir güç verir. Böyle bir yaratıcı gücü oluşturabilmek için inanılan bir vizyona ve güncel gerçeklerin açıkça anlaşılmasına ihtiyacımız vardır. Vizyon olmadan değişim için gerekli motivasyon oluşamaz. Güncel gerçeklerin açıkça anlaşılmaması durumunda ise etkili eylemler gerçekleştirilemez.
Organizasyonumuzdaki güncel gerçekleri doğru olarak söylediğimizde, yenilik ve gelişim için yeni fırsatlara kendimizi açabiliriz.
Eğer kendi gerçeklerimiz konusunda net ve dürüst olmazsak, çevremizi çamurlamaya başlarız. Doğrularımızı ve değerlerimizi açıkça ifade edersek, çevremizde pozitif bir enerji alanı oluştururuz. Öğrenen bir organizasyonda bu enerji bulaşıcıdır. İnsanlar böyle bir alanda bulunmak isteyeceklerdir. Gerçekte ne düşündüğümüz ve neye önem verdiğimiz konusunda sansür uygulamadığımız zaman, gerçekten istediğimizi oluşturmak için daha büyük enerji oluşturabiliriz.

Çoklu Gerçekler
Devamlı değişen dünyamızda, artık dikkatimizi tek bir görüş veya tek bir grup insana odaklamaya gücümüz yetmeyecektir. Öğrenen organizasyonlar bütün üyelerinin vizyon, amaç ve enerjisine ihtiyaç duyar.
‘Beşinci Disiplin’ kitabının yazarı Peter Senge, kişilerin bireysel vizyonlarının bir organizasyonun ortak vizyonunu oluşturmada çok önemli olduğunu vurgulamıştır. Ortak bir vizyonun oluşturulması çok önemlidir ama Senge’nin dediği gibi, yöneticiler için kabul edilmesi en zor ders bu ortak vizyona “bir insanın katılımını ve adanmışlığını sağlamak için yapabileceğin hiç bir şey yoktur”. Katılım ve adanmışlık özgür irade ile seçim gerektirir.
Gerçek demokrasi, seslendirilen bütün değişik, farklı ve birbirine benzemeyen fikirleri dinlemenin yararına inanmak üzerine inşa edilebilir. İnsanları bir arada tutan özgür konuşma, farklı düşüncelere sahip olabilme inancıdır. Bu özgürlük olmadığında bölünme, tecerrüt ve düşmanlık baş gösterir.

Buraya kadar olan kısımda Daniel H. Kim ve Eileen Mullen’in “The System Thinkers”da yazdıkları makalenin bir kısmını okudunuz. Son olarak herhangi bir organizasyonun öğrenen ve başarılı bir organizasyon olabilmesi için gerçeklere ve demokrasiye ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Bunu sağlamanın yolu ise organizasyonu oluşturan bireylerin dürüst ve birbirlerine karşı hoşgörülü olmaya çalışmalarından geçer.

Öğrenen Organizasyonun Ruhu” üzerine 3 düşünce

  1. Eğer bir vizyon bütünlüğü sağlanmak isteniyorsa, herşeyden önce bu vizyona katkı sunabilecek nitelikli insanlarda aidiyet duygusunu besleyecek ve onu daha büyük bir vizyona neden katılması gerektiği konusunda heyecan ve güven hissi uyandırabilecek bir zemin yaratılması hepsinden daha önemlidir. Aksi taktirde, bu ortak vizyona katkı sunacak kişinin, katkı sunduğu ortak vizyondaki gurubun yaşayacağı başarı duygusunu aynı gurup ile paylaşamayacak olması, bu konuda tereddüt duyacak olması, kensininin bu vizyona katkı sunmasını daha baştan önleyecektir.

  2. Güzel bir noktaya değinmişsiniz Sami Bey, herşey açık ve net ise kişi niye aidiyet duygusu hissetmesin ama söylenenler ve yapılanlar konusunda şüphesi varsa elbette heyecan ve güven hissetmeyecektir. Makalede de yazdığı gibi bunun tek çaresi dürüstlüktür ama ulus devlet modeli ile bunu sağlamanın imkansız olduğu gözüküyor. Doğası itibariyle bir ulus devlet diğerini yenip yahut kandırıp elindekini almalı ki diğerlerinden üstün olsun. Bunun da tek yolu savaş ve yalandır. Eğer siz bu ikisi üzerine kurulu bir sistemde insanın mutluluğunu ve bunu sağlayacak şeffaflık, dürüstlük, özgürlük, adalet gibi kavramları öne çıkarırsanız, yönetmek üzere yapılandırılmış bir devlet organizasyonuna toslarsınız, aslında devlet, gerçek bir demokrasi de hizmet etmek üzere yapılanmalıdır. Dediğim gibi ulus devlet sisteminin doğasında var bu ve insanlık yeni bir sistem modeli geliştiremediği sürece bu açmazlar ile boğuşup duracağız gibi görünüyor.

  3. Ögrenen ruhun organizasyonu da denebilirmiş yazınıza, benim gibi kendini arayan birine çok şey kattı inanın. Sorular bu kadar çok, cevaplar o kadar az iken onu bulmak için yoruluyor insan ve coğu insan bu kadar herşey normal gibi yaşarken onlar arasında bir o kadar farklı hissediyor kendini… Aynı dili konuştugu insanları arıyor…Koşulsuzca öğrenmek ve o “zamanında”sorulması gereken soruları sıraya koymaya çalışmak. Süreç yorucu.. Hepimize kolay gelsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir